Haftanın Sergisi 20

-
Aa
+
a
a
a

Haftanın Sergisi 20

 

Şerif Erol: Haftanın sergilerinden konuşacağız, ama bugünlerde Mehmet Güleryüz’ün anılarını içeren bir nehir söyleşi İş Bankası Kültür Yayınları’ndan da çıktı, bu kitabın plastik sanatlar dünyasındaki aksi nasıl?

 

Haldun Dostoğlu: Aksine kitap daha çıkmadan -şimdi böyle bir moda var ya, moda mı artık bu, bir pazarlama stratejisi mi- önce böyle bölüm bölüm basına veriliyor, basın bunu speküle etmeye başlıyor, kitap ondan sonra piyasaya çıkıyor. Kitap galiba ya dün ya da evvelsi gün çıktı, ben de dün aldım kitabı. Hakikaten nehir süresi, 500 küsur sayfalık bir kitap, bir gecede okumak mümkün değildi, fakat sayfa sayfa kendi tanık olduğum bölümler de vardı içinde, oralara bir göz attım, tanıklıklar konusunda ne kadar objektif olabilmiş diye. Doğrusunu istersen bu bir süre tartışılacağa benziyor, çünkü Mehmet Güleryüz isim, yer ve zaman vererek başından geçmiş, kendi tanık olduğu vakaları, sevdiği, sevmediği halleri, sanatçıları, ilişkileri bir şekilde kaleme almış, dile getirmiş. Benim şöyle bir kanaatim var, bu kitap Türk sanat tarihine bir katkı yapacak değil, ya da bu kitap yayınlandı ve Mehmet Güleryüz orada olumsuz bir şeyler söylüyor diye onlar sanat tarihinden hak etmedikleri yere dönecekler anlamını taşımaz. Ama epey bir süre üzerinde konuşulacak böyle bir kitaba ne gerek vardı? O da tartışılabilir. Kimi insanlar, biliyorsun içinde taşıdıklarını ömür boyu taşımaya razı olmuyor gönülleri, demek ki bir an geliyor ve “bunları yazayım da ben yaşarken bunların cevabını göreyim” diyor. Ben Şerif’i ne kadar sevmediğimi yazayım, Şerif de bunu ben yaşarken okusun, görsün, ondan nasıl nefret ettiğimi de anlasın! Kitap böyle bir üslup taşıyor gibi bence.

 

ŞE: Kitapta bütün bu çatışmalar var görünüyor, bu vesileyle uzun süre konuşulacak diye düşünüyorum.

 

HD: Öyle anlaşılıyor. Basın da zaten böyle bir malzemeye çok teşne, bunları yayınlamaya, üzerine gitmeye meraklı. Dolayısıyla konu taşınacağa benziyor, mağdur olan ya da hakarete uğramış taraflar zaten basında yer aldılar demeçleri ile, Mehmet Güleryüz’le aynı kuşakta olan bir takım sanatçılarla eski dönem galericilerin demeçlerini okudum gazetede kitap çıkmadan önce. Onlar durumdan çok da memnun değil, kendilerine atfedilen -her ne ise- satırlardan çok memnun değillerdi, ya da doğru bulmuyorlardı yazılanları. Bunlar üzerine görüşlerini belirtmişlerdi. Hazır kitaptan söz etmişken, iki sanatçı kitabı daha çıktı, iki sanatçı tarafından kaleme alınmış kitaplar çıktı piyasaya; bir tanesi Canan Tolon’un ‘Geçmişsiz Gelecek’ adlı kitabı. Bu kitap daha önce Fransa’da Fransızca yayınlanmıştı, Türkçe’ye çevrildi. Diğeri de İnci Eviner’in ‘Kağıdın İçine Düşsem’ adlı ve Bank Europa tarafından yayınlanan kitabı.

 

ŞE: İlk kitap nereden? Norgung’tan mı?

 

HD: Evet. İkisi arasında şöyle bir fark var; Canan Tolon’un kitabının aslında sanatla pek yakın bir ilişkisi yok; bu aslında metin düşkünlerini, edebiyat düşkünlerini ilgilendirecek bir kitap, sanata çok dolaylı bir katkısı var. Bugün Canan Tolon’u izleyenler, belki geçmiş Canan Tolon’la ilgili yeni bir kanaat oluşturmak isterlerse okumalarını tavsiye etmek yanlış olmaz. Canan Tolon çocukluk yıllarını anlatıyor, çocukluğunun ilk on yılını. Zaten ilk satırı da “yaşama hakkı olmayan çocuklar var günümüzde, çocukluğu olmayan çocuklar var, hayal gücünü yitirmiş çocuklar var, bu beyazlığın içinde ne geçmişi ne de geleceği olan bu uyuşukluğun içinde yaşamımın on yılı aktı gitti”. Aslında ağır bir kitap. İnci Eviner’in kitabı ise bir dizi resminin üzerine kendi kaleme aldığı, hem kendisinin resimleri var, hem de o resimler üzerine kendi kaleme aldığı dörtlükleri var, ki bu dörtlükleri bir ressamın kaleminden çıktığını okumak biraz şaşırtıcı. Beni çok etkiledi doğrusu, başka okuyanlar da bu dörtlüklerde bir şair tadı olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla bu da farklı anlamda bir kitap. Ressam İnci Eviren’in resimleri var, dörtlükleri var.

 

ŞE: Bu dörtlüklerle resimler bir bütün mü oluşturuyor?

 

HD: Evet. Aslında yaptığı dizi ile çok ilgili; İnci Eviner kapsamlı bir suluboya, çiçek dizisi yaptı ve o suluboya ile, suyla, suda eriyen boya, bu metaforla çiçekler üzerinden yarattığı dörtlükler. Buradan da istersen bir bölüm okuyalım?

 

ŞE: Estağfurullah, ben onun için sordum, eğer resimle bir arada mutlaka görülmesi gerekiyorsa, bütünlüğü bozmamak için okumamalı mıyız acaba diye düşündüm.

 

HD: Suluboya resme ve renge dair fikri olan herkesin hoşlanacağını düşündüğüm dörtlükler bunlar.

 

“Eskiden gövdelerimiz şeffaftı, o geldi, renk döktü içine, kan dediğimiz şey böyle oldu.

Ah, benim kızım kardeşim, bir eli suda, bir eli göğsünde, bir gülün şiddetinden kaçtı.

Korkup geri döndüğünde sımsıkı kapadığı avuçlarını, zorla açtık.

Maviydi, kırmızıdan korkusuna.”

 

diye gidiyor İnci Eviren’in dörtlükleri. Bu kitap sohbetinden sonra bir de süratle sergilerin üzerinden gidelim. Bugün Galeri Apel’de, şu anda Raziye Kubat’ın ‘Koş Zazi Koş’ adlı sergisi açılıyor ve 27 Mart’a kadar sürecek. Süren sergilerden de kısaca birkaç tanesi hatırlatayım, İbrahim Örs’ün Art Space’de, Tem Sanat Galerisinde Gürhan Yücel’in sergisi, İş Bankası Kibele’de Devrim Erbil’in ‘Yüzyüze’ adlı sergisi sürmekteler. Cam Galeri’de Figen Cebel’in ‘Saat, Zaman, Aşk’ adlı sergisi 5 Mart’a kadar sürüyor. Kare Sanat Galerisi’nde ise Şükriye Dikmen’in sergisi sürmekte. Karşı Sanat’ta Deniz Bilgin’in retrospektif sergisi, ki dinleyicilerimize önerdiğimiz sergilerden biri bu, 13 Mart’a kadar sürüyor. Galeri Nev’de Tayfun Erdoğmuş yeni dizisini 6 Mart’a kadar gösteriyor. Garanti Sanat Galerisinde de ‘Yazı-Yapı’ sergisi 6 Mart’a kadar sürmekteler. Bu hafta da bu kadar.

 

(26 Şubat 2004 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)